Poemas

Zeki Ali

(Nicosia, Chipre, 1951). Estos poemas forman parte de la antología «Poesía sin fronteras V. Antología de poesía hispano-chipriota» (Rosa Ediciones, 2020).

ÁRBOL AZUL 

Mira las estrellas ángel mío: todo está bajo, 
sobre, dentro y fuera de ellas: 
todas se comen entre sí para renacer. 

Mientras escuchamos el rumor del viento salvaje bajo el árbol azul 
me pierdo en la mirada pura de nuestros ojos 
y una vez más me multiplico. 

Escucha distante su rumor sin soltar mi mano. 
Cada existencia está conectada 
con el miedo o el amor al otro. 

Nutrimos toda belleza bajo este árbol. 
Regamos con uzo hasta las raíces del árbol azul. 
Trepamos hasta lo alto de las ramas para nutrir los frutos. 

Nuestros cuerpos un solo río... 
Nuestras miradas una sola canción... 
¡Amor mío: reverberamos en el infinito!



TRAE LA LLUVIA CUANDO VENGAS 

Trae la lluvia cuando vengas 
lo que traigas es bueno, eres tú 
pero esta vez, por favor, trae la lluvia. 
Deberíamos subir a la azotea para besarnos 
mientras todos se esconden bajo sus techos. 

Fue tras un largo verano que anhelamos el invierno 
borramos todo lo que era distinto a nosotros 
y trazamos nuestro propio río en el suelo. 
A medida que tu perfume se asentaba 
en recuerdos imborrables 
la arena se secaba en el reloj de cristal. 

Trae el bosque contigo cuando vengas 
tendremos otro lugar donde escondernos. 
Si debemos aprender algo, obligatoriamente 
deberíamos aprender de las aves y las abejas el zumbido 
¡A quién le importa si no hay libro alguno para hacer la miel más pura! 

Esta ciudad apestó a lo largo del verano 
nuestros corazones se endurecieron con tonadillas de mierda. 
Sabíamos que toda prohibición engendra motines 
en los que no creemos, ni tampoco nos conformamos 
con ser otra persona después de todo. 

Trae contigo la Vía Láctea cuando vengas. 
Deberíamos sentirnos diminutos cuando miramos las  estrellas 
cuando nos fundimos en uno al abrazar a otros 
deberíamos desaparecer bajo las marcas registradas. 

No fue entrenamiento, ni aprendizaje para nosotros 
casi nos atrofiamos.

A medida que buscábamos nuestra propia verdad 
saltamos de la clase de los púberes a la madurez. 

Tráeme contigo cuando vengas 
antes de conocerte me desintegré de izquierda a derecha. 
Encontré tu olor y tu alma y quedé paralizado. 
Si me falta algo búscalo y una vez encontrado 
tráemelo en tu cálido abrazo.



CAMBIO 

Era un viernes 
cuando un dios designado introdujo 
la religión en el mercado de valores. 
Ignorando los gráficos 
caminé entre las pantallas gigantes. 

La bola azul gira y gira 
sin prestar atención a la gente 
traída desde el campo. 
Llueve, llueve una lluvia distópica 
no visible para rostros fosilizados en vidrio y hormigón. 
Yendo a la escuela, volviendo de la escuela 
uniformes que perdieron el brillo de su juventud. 

Escuchad, es lo que se dice del dinero 
que pelea en el seno de la ciencia y las leyes. 
A medida que avanza un ejército, se trazan nuevos límites. 
Nadie pregunta quién gana con el flujo de 
réditos y débitos en el convulso mercado de valores... 

Llueve, llueve pura oscuridad 
que roba la luz de la vida. 
En un gráfico donde el alma sangra 
a las puertas de la muerte 
un dios designado va dibujando zigzags.



CAMPOS DE MINAS

Atravesamos los campos de minas... 
La gente murió entre su propia inmundicia. 
Todo fue intercambiado salvo nuestras almas. 
Ahora las alambradas han quedado tras nuestro horizonte. 

Nuestra sangre revivió tras derrotar a la muerte. 
Escogió la noche para ignorar las lágrimas. 
Devolvimos todo lo que obtuvimos sin preguntar 
a hogares, escuelas, ejércitos y estados. 

El pasado era como un clavo oxidado 
dolorosamente arrancado de nuestra carne. 
Caminando entre la basura hasta las rodillas 
logramos abrirnos un nuevo camino. 

Antes de salir a la carretera 
con un beso en tus ojos di la bienvenida al futuro. 
Besé tus labios 
mojados con nuestra propia sangre. 

Nadie sabrá el número de muertos que dejamos 
                             [tras el puente que dinamitamos... 
La brisa de la nueva primavera 
                             [ya acariciaba nuestros rostros... 

Mientras los ídolos iban cayendo uno tras otro 
hacer el amor se convirtió en un rito sagrado.



UN PÁJARO VOLÓ

I.
Un pájaro voló
Éramos la sombra 
de sus alas
caídas desde el cielo.

II.
Pero no termina aquí. La luz de la luna acariciando tu piel. Asciende sin pausa hacia las profundidades al sembrar de flores tu jardín. Fluyen tus hombros, tus senos y caderas fluyen dibujando una estela de curvas, fluyen dondequiera mis miradas toquetean. Jadea nuestro lecho bajo una mágica luna al deslizarse en nuestra noche.

III.
Dijiste algo. Tus labios eran hermosos fuera lo que fuese. Llueven estrellas, uno solo son en realidad todos los caminos. Al decir algo ya no hubo ni un antes ni un después. Fue maravilloso el olvido al pasar bajo los arcos. Un pájaro voló y heredamos todos sus sueños.

Versiones del turco de Jamie Rosa Romero.

Mavi ağaç

Yıldızlara bak meleğim: Her şey onların altında… / üstünde…  içinde… ve dışında: / her şey bir birini yutup yeniden doğuyor. // Vahşi rüzgarın sesini dinlerken Mavi Ağacın altında / gözlerinin saf bakışında kaybolup / bir kez daha çoğalıyorum seninle. // Uzak uğultulara kulak ver elimi bırakmadan. / Ya korku / ya da sevgiyle yaklaşıyor her varlık bir birine. // Bu ağacın altında besliyoruz biz her güzelliği. / Mavi ağacın köklerine inerek sevgi suyumuzla. / Dallara kadar uzanıp meyveler besliyoruz. // Tenimiz tek bir ırmak, / bakışlarımız tek bir şarkı… / Sevgilim: sonsuzlukta yankılanıyoruz!

Gelirken yanında yağmuru da getir

Gelirken yanında yağmuru da getir / ne getirsen iyidir, sendir / ama bu defa yağmuru getir ne olur. / Dama çıkıp öpüşelim / herkes saklanırken dam altında. // Uzun bir yazdı, bekleyip durduk kışı / sildik ne varsa bize uymayan / çizdik kendi ırmağımızı toprağa. / Kuru aktı kum saati, / kokun yerleşirken silinmez anılara. // Gelirken yanında ormanı da getir / bir yerimiz daha olur saklanacak. / Bir şey öğreneceksek, mutlaka öğreneceksek / kuşlardan öğrenelim, vızlayan arılardan / varsın kitabı yazılmasın en saf balın! // Bütün yaz kokup durdu bu kasaba / arabeskten yüreğimiz daraldı. / Öğrendik, isyanımız için yazıldı yasaklar / onlara uymadık, inanmadık / bir başkası olduk sonunda. // Gelirken yanında samanyolunu da getir / küçülelim yıldızlara bakarak. / Bir birimizin kucağında / tek olup kaybolalım / sıyrılıp gidelim markaların altından. // Eğitilmedik biz, öğretilmedik / neredeyse köreltildik / kendi doğrumuzu ararken / sınıf atladık / ergenlikten olgunluğa. // Gelirken yanında beni de getir / seni bulmadan çok dağıldım sağa sola. / Tadını ve ruhunu buldum, çakılıp kaldım / eksiğim varsa bul ve getir / hepsini topla sıcak kucağında.

Borsa

Tasarlanmış bir Tanrının / dini borsaya soktuğu bir Cuma’ydı. / Yürüyüp geçtim dev ekrandaki grafiklere bakmadan. // Dönüyor, dönüp duruyor mavi top / doğasından kopan insanlara aldırmadan. / Yağıyor, yağıp duruyor distopik bir yağmur / beton ve camlarda fosilleşmiş yüzlere görünmeden. / Okullara gidiyor, okullardan dönüyor / çocukluğunun lâmbası sönmüş üniformalılar. // Dinleyiniz, paranın kalbi atıyor / bilimin ve yasaların koynunda. / Bir ordu yürüdükçe yeni sınırlar çiziyor. / Kimseler sormuyor / kime yarıyor çalkalanan borsada / borçlarla kazançların akışı… // Yağıyor, yağıp duruyor yaşamın ışığını çalan karanlık. / Ruhun can çekiştiği bir grafikte / zigzaklar çiziyor tasarlanmış bir Tanrı.

Mayın tarlaları

Mayın tarlalarından geçtik biz… / kendi kirlerinde yokolmuştu insanlar. / Herşey alınıp satılmıştı ruhumuzdan başka / ufkumuzun gerisinde kaldı dikenli teller. // Kan yeniledik yenilmediğimiz ölümle / geceyi seçtik görmemek için gözyaşlarını. / Evlere, okullara, orduya ve devlete / geri verdik istemeden aldıklarımızı. // Paslı çiviler gibiydi geçmiş / etimizden sızlayarak kopan. / Artıklara diz boyu batarak / önümüze boş bir yol açtık. // Öptüm yola düşmeden / geleceğe gülümseyen gözlerini / ikimizin şarkısıyla ıslanan / dudaklarından öptüm… / Ne kadar ölü kaldı uçurduğumz köprünün gerisinde / kimseler bilmeyecek… / rüzgarı vurmuştu bile / yüzümüze yeni bir baharın… / putlar yıkılırken birer birer / kutsal bir ayine dönüştü sevişmek.

Bir Kuş Uçmuştu

I. // Bir kuş uçmuştu / / kanatlarının / yere düşen gölgesiydik / ikimiz… // II. // Burada bitmez…  Akar ayışığı teninde. Durmaz, derinlere iner besleyerek çiçek bahçeni. Akar saçların, akar omuzların, akar kavisler çizerek memelerinle kalçaların, akar nereye dokunursa bakışlarım. Yatak soluk soluğa büyüsüyle gecemize sokulan ayın. // III. // Bir şey demiştin, her ne dediysen güzeldi dudakların. Üstümüze yıldız yağıyor, tüm yollar bir birine karıştı. Bir şey demiştin, yoktu öncesiyle sonrası. Unutmak güzeldi geçerken kemerlerin altından. Bir kuş uçmuştu ve düşleri bize kaldı.


Comparte este texto: